İçeriğe geç
Ana Sayfa › Makaleler › Tıbbi Malpraktis

Tıbbi malpraktis nedir? Hekim ve hastanenin hukuki sorumluluğu

Hukuksal.TR makale · Tıbbi Malpraktis · 25 görüntülenme · Okuma süresi yaklaşık 7 dakika · Faydalı bulanlar: %100 (1 oy)

Hekim–hasta ilişkisinin vekâlet niteliği, hafif kusurdan dahi sorumluluk, tıbbi standart, ispat yükü ve özel hastanenin çalıştırdığı hekim ve personelden doğan sorumluluğu Yargıtay kararlarıyla açıklanıyor.

Tıbbi malpraktis (tıbbi kötü uygulama), hekimin veya sağlık personelinin teşhis, tedavi ya da bakım sırasında tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına aykırı davranması ve bu nedenle hastanın zarar görmesidir. Hukuk açısından önemli olan, sonucun kötü olması değil, sonuca giden yolda gereken özenin gösterilip gösterilmediğidir. Tedavinin başarısız olması tek başına tazminat doğurmaz; buna karşılık özenli bir hekimin yapmayacağı bir hata, hafif nitelikte olsa bile sorumluluk sebebidir.

Bu yazıda özel hastane ve muayenehanedeki hekim–hasta ilişkisinin hukuki niteliği, özen borcunun ölçüsü, sorumluluğun unsurları ve hastanenin çalıştırdığı kişilerden doğan sorumluluğu ele alınmaktadır. Kamu hastanelerindeki hizmet kusuru, zamanaşımı ve tazminat kalemleri ayrı yazıların konusudur.

Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin niteliği

Serbest çalışan hekim ile hasta arasındaki ilişki Türk hukukunda kural olarak vekâlet sözleşmesidir. Vekâlet sözleşmesinde vekil, vekâlet verenin bir işini görmeyi üstlenir (6098 sayılı TBK m. 502). Hekim iyileşmeyi değil, iyileşme için gereken çabayı tıbbın kurallarına uygun ve özenle göstermeyi borçlanır. Bu nedenle hasta, yalnızca istediği sonucun doğmadığını göstererek tazminat alamaz.

Özel hastanelerde ise sözleşme kural olarak hasta ile hastane işletmesi arasında kurulur. Yargıtay bu sözleşmeyi “hastaneye kabul sözleşmesi” olarak adlandırmakta; tıbbi tedavi asıl edim olduğu için vekâlet hükümlerini uygulamakta, otelcilik ve bakım gibi yan edimlere ise niteliklerine uygun düştüğü ölçüde ilgili sözleşme hükümlerini kıyasen uygulamaktadır. Bu ayrım, kime karşı ve hangi hükme dayanarak dava açılacağı bakımından belirleyicidir.

Devlet veya üniversite hastanesinde durum farklıdır: kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir (Anayasa m. 129/5). Bu dosyalarda tartışma “hizmet kusuru” üzerinden idari yargıda yürür.

Özen borcu ve ölçüsü

Vekil üstlendiği işi sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür; özen borcundan doğan sorumluluğun belirlenmesinde benzer alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır (TBK m. 506/2-3). Hekim bakımından bu ölçü, aynı uzmanlık dalındaki özenli bir hekimin olay anındaki tıbbi bilgi ve imkânlarla göstereceği davranıştır. Ölçü objektiftir: hekimin yorgunluğu, deneyimsizliği veya hastanenin yoğunluğu özen ölçüsünü düşürmez.

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre hekim:

  • tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uymak,
  • en küçük bir tereddütte bu tereddüdü giderecek araştırmaları yapmak ve bu arada koruyucu önlemleri almak,
  • birden fazla yöntem varsa hastanın ve hastalığın özelliklerine göre en emin yolu seçmek,
  • yapılan işlemleri kayıt altına almak

zorundadır. Borçlu genel olarak her türlü kusurdan sorumludur (TBK m. 114/1). Hekimlik gibi kanunla veya yetkili makam izniyle yürütülebilen bir meslekte, hafif kusurdan sorumlu olunmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 115/3). Bu nedenle onam formlarına konan “hekim hiçbir sorumluluk kabul etmez” türünden kayıtların hukuki değeri yoktur.

Sorumluluğun unsurları ve ispat

Sözleşmeye dayalı sorumlulukta dört unsur aranır: özen borcuna aykırılık (tıbbi hata), zarar, aykırılık ile zarar arasında uygun illiyet bağı ve kusur. Borç gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m. 112). Kusur bakımından karine hekim aleyhinedir; ancak tıbbi hatanın, zararın ve illiyet bağının varlığını kural olarak hasta ispat eder (6100 sayılı HMK m. 190/1).

Aynı olay çoğu zaman haksız fiil niteliği de taşır (TBK m. 49). Haksız fiile dayanıldığında zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır (TBK m. 50/1); bu yüzden sözleşmeye dayanmak hasta için genellikle daha elverişlidir. Hekimle doğrudan sözleşme ilişkisi bulunmayan durumlarda (örneğin özel hastanede çalışan ve hastayla ayrıca sözleşme yapmamış hekim bakımından) haksız fiil hükümleri gündeme gelir.

Tıbbi hatanın varlığı teknik bir sorudur ve mahkeme bunu bilirkişi aracılığıyla belirler (HMK m. 266). Yargıtay, hükme esas alınacak raporun tarafların somut itirazlarını karşılayan, gerekçeli ve denetime elverişli olmasını aramakta; aksi hâlde kararı bozmaktadır.

Hastanenin sorumluluğu

Özel hastane, hastaya karşı üstlendiği tedavi borcunu hekim, hemşire ve diğer personel aracılığıyla ifa eder. Borçlu, borcun ifasını yanında çalışanlara bırakmış olsa bile onların işi yürütürken diğer tarafa verdikleri zarardan sorumludur (TBK m. 116/1). Bu sözleşmesel sorumlulukta hastanenin “personeli iyi seçtim, denetledim” savunması onu kurtarmaz. Uzmanlık gerektiren ve izinle yürütülen bir hizmette, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olunmayacağına ilişkin anlaşma da kesin olarak hükümsüzdür (TBK m. 116/3).

Sözleşme dışı ilişkide ise adam çalıştıranın sorumluluğu uygulanır: adam çalıştıran, çalışanın işin yapılması sırasında verdiği zararı giderir; seçme, talimat ve denetimde gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse kurtulabilir. Bir işletmede ise işletmenin çalışma düzeninin zararı önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe sorumludur (TBK m. 66/1-3). Uygulamada “organizasyon kusuru” olarak anılan bu alan; yetersiz nöbet düzeni, eksik ekipman, sterilizasyon hataları, kayıt ve aydınlatma sistemindeki boşlukları kapsar.

Hekim ile hastane aynı zarardan birlikte sorumlu olduklarında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır (TBK m. 61); hasta tazminatın tamamını dilediğinden isteyebilir. Ödeme yapan adam çalıştıran, zarar veren çalışana ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu edebilir (TBK m. 66/4).

Uygulamada dikkat edilecek noktalar

  • Kayıtları erken toplayın: hasta dosyası, epikriz, ameliyat notu, hemşire gözlem formları, onam formları ve görüntüleme kayıtları istenmelidir. Hasta, sağlık durumuyla ilgili dosya ve kayıtları inceleyebilir ve suretini alabilir (Hasta Hakları Yönetmeliği m. 16).
  • Doğru davalıyı seçin: özel hastanede hastane işletmesi, muayenehanede hekim, kamu hastanesinde idare hasım gösterilir.
  • Hatayı somutlaştırın: “yanlış tedavi edildi” demek yetmez; hangi aşamada (tanı, endikasyon, uygulama, takip, sevk) hangi kurala aykırı davranıldığı ileri sürülmelidir.
  • Bilirkişi raporuna gerekçeli itiraz edin: raporun dosyadaki belgeleri ve tarafların iddialarını tartışıp tartışmadığını denetleyin.
  • Süreleri kaçırmayın: zamanaşımı ve idareye başvuru süreleri ayrı bir yazıda ele alınmıştır.

Emsal kararlar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.11.2021, 2018/849 E., 2021/1385 K. Özel hastanede ameliyat sonrası yapılan ağrı kesici enjeksiyonun ardından hastada düşük ayak sekeli gelişmiş, mahkeme alınan raporlara dayanarak davayı reddetmişti. Hukuk Genel Kurulu, özel hastane ile hasta arasındaki ilişkiyi vekâlet hükümlerine tabi “hastaneye kabul sözleşmesi” olarak nitelendirdi; hastanenin personel seçimi, denetimi ve organizasyonundan doğan yükümlülüklerini açıkladı. İspat konusunda “Özen borcunun yerine getirilmediğini ispat yükü, kural olarak, müvekkildedir.” diyerek kusur karinesinin yalnızca kusuru kapsadığını, ihlal, zarar ve illiyet bağının hastaca ispatlanacağını vurguladı. Raporlar hastanın iddialarını tartışmadığı için direnme kararını bozdu.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 31.03.2022, 2022/555 E., 2022/3002 K. Bypass ameliyatı sonrası hastada kalıcı hafıza kaybı gelişmiş, Adli Tıp Kurumu raporu hekimleri kusursuz bulmuş, hastanın itirazları ise karşılanmamıştı. Daire, “Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur.” ilkesini hatırlatarak hekimin hafif kusurundan dahi sorumlu olduğunu ve en emin yolu seçmesi gerektiğini belirtti. Üniversite öğretim üyelerinden oluşan, itirazları karşılayan yeni bir bilirkişi raporu alınması için kararı bozdu. Karar, tek bir kurum raporuyla yetinilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 10.06.2021, 2020/6078 E., 2021/6384 K. Özel hastanede hekim 1 cc ilaç uygulanmasını istemiş, hemşire 10 cc uygulamış ve hastada solunum durması gelişmişti. Daire, hastanın sözleşme ilişkisinin hastane ile kurulduğunu, hekim ve hemşirenin hastanenin yardımcı kişileri olduğunu, bu nedenle hastanenin TBK m. 116 uyarınca sorumlu bulunduğunu belirtti: “BK'nın 100. maddesinde çalıştıran, kendisinin kusursuz olduğunu ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz.” Doğru talimat veren hekimin ise hemşirenin eyleminden sorumlu tutulamayacağına hükmetti. Karar, kusurlu personelin kim olduğundan bağımsız olarak hastanenin sorumluluğunun sürdüğünü gösterir.

Sık sorulan sorular

Ameliyatın başarısız olması malpraktis sayılır mı?

Tek başına sayılmaz. Hekim sonucu değil özenli davranmayı borçlanır. Kötü sonucun, tıbbın kurallarına aykırı bir davranıştan kaynaklandığı bilirkişi incelemesiyle ortaya konulmalıdır.

Hekimin hatası küçükse yine de tazminat istenebilir mi?

Evet. Hekim her türlü kusurdan, hafif kusurdan dahi sorumludur; hafif kusurdan sorumsuzluk anlaşmaları da geçersizdir. Kusurun ağırlığı ancak tazminat miktarının belirlenmesinde rol oynayabilir (TBK m. 51).

Özel hastanede kime dava açılmalı?

Kural olarak sözleşmenin tarafı olan hastane işletmesine; hekim de birlikte davalı gösterilebilir. Hastane, hekim ve personelinin kusurundan TBK m. 116 uyarınca sorumludur ve kendi kusursuzluğunu ispatlayarak kurtulamaz.

Devlet hastanesindeki hekime doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır. Kamu görevlisinin kusurundan doğan tazminat davası idare aleyhine açılır; idare ödediği tazminatı hekime rücu edebilir (Anayasa m. 129/5).

Dayanak mevzuat

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49, 50, 51, 61, 66, 112, 114, 115, 116, 502, 506
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190, 266
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17, 129/5
  • Hasta Hakları Yönetmeliği m. 16
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 11.11.2021, 2018/849 E., 2021/1385 K.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 31.03.2022, 2022/555 E., 2022/3002 K.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 10.06.2021, 2020/6078 E., 2021/6384 K.

Yazar hakkında

Av. Mehmet Değirmenci ✓ Doğrulanmış avukat
İstanbul Barosu · Sicil no 47154 · Ispartakule Hukuk Bürosu

İcra, ceza, kira, aile, ticaret ve bilişim hukuku alanlarında soru-cevap içerikleri hazırlayan doğrulanmış hukukçu profilidir.

502 cevap · 20 makale · Yazarın diğer yazıları
Profili gör Mesajınız doğrudan avukata iletilir.
Bu makale faydalı oldu mu?

Bu konudaki diğer makaleler

Yorumlar (0)

Bu makaleye henüz yorum yapılmamış.

Spam koruması Mesajı gönderebilmek için aşağıdaki işlemi cevaplayın.
Bu konuda sorunuz mu var?
Sorunuz bu makaleyle ilişkilendirilerek yayımlanır.
Soru sor
İletişime geçin
Av. Mehmet Değirmenci
Avukat · İstanbul Barosu · ✓ Doğrulanmış
İlk mesajda T.C. kimlik numarası, dosya numarası veya sağlık bilgisi gibi hassas bilgileri yazmayın.
Spam koruması Mesajı gönderebilmek için aşağıdaki işlemi cevaplayın.

Hukuksal.TR yalnızca mesajı iletir; ücret almaz, aracılık etmez. Bu yazışma kendiliğinden avukat–müvekkil ilişkisi kurmaz.